6/14/2016

Mr. L' - İhtiyar Teneke Giriş 1.2

Biliyorum, pek iyi bir yazar sayılmam fakat bu sabah uyandım ve dün yaşadıklarımı kağıda dökmem gerektiğini hissettim. Hafızam eskiden de pek kuvvetli değildi fakat şimdi pek çok şeyi unutmaya başladım. Bugün bir rüya gördüm. Karım, çocuklarım ve ben Gülhane parkında kahvaltı yaptıktan sonra yürüyüş yapıyorduk. O gün yeni evlenmiş kızım Cathy, kediciğim de kocasıyla beraber bize katılmışlardı. Sanırım son mutlu olduğum zamanlardı. Her neyse, rüyamda bir sorun vardı. Yüzleri bulanıktı. Uyanana kadar bunu dert etmemiştim. Tekrar yüzlerini hatırlamaya çalıştığımda ise gerçekten hiçbirini hatırlayamıyordum. Hayatıma dair en önemli şeyleri nasıl unutabilirdim.
Sonra buruşuk kıçımı koltuktan kaldırdım ve İzmir'e bir uçak bileti aldım. Eski dairemizi ziyaret ettim. Kapıyı çaldığımda genç bir bayan kucağında yeni doğmuş bebeğiyle karşıma çıktı. Ona eskiden burada yaşadığımı ve evi gezmemde sorun olup olmayacağını sordum. Bu hoş bayan memnuniyetle beni ağırladı. Tek tek odaları gezdim. Her odada farklı anılar canlandı. Beraber televizyon izlediğimiz oturma odamızda Shannon'un ilk kez yürüyüşünü, mutfakta Cathy'min ilk okul gününden önce yaptığımız kahvaltıyı, banyoda Brandon'un bisikletten düşüp yaraladığı dizini temizlediğimi ve yatak odamızda Mirianna ile sevişmemizi... Sorun şu ki tüm bu anılara rağmen yine onların yüzünü hatırlayamamıştım.
Yorulmuştum...
Tüm o saçma tanrıları tanımama rağmen onların büyüklüğünü reddediyordum. Belki de nedeni buydu.
Buna rağmen Mirianna ve Cathy gerçek bir dindardı. Her haftasonu Hisar Camii'ye gidip dua ederlerdi. Bense işim olmadığı zamanlarda dışarıda arabanın yanında sigara içerek onları beklerdim. Böylesi daha iyiydi. Ne benim, ne de o narsist tanrıların gerçek yüzünü biliyorlardı.
Bir şeyler hatırlamak umuduyla tekrar oraya gittim. Fakat daha iyisini buldum. Bugün bana bu yazıyı yazdıran ilanı.
"Kobe Tai'nin Lanetli Ormanı
Maceraperestler burada mı? Kıyasıya mücadelenin olacağı, hem birbirinizle hem çevre koşullarıyla hem de zamanla yarışacağınız bir maceraya hazır mısınız?

Aziz Kobe Günü’nde ormanın derinliklerinde hem bizleri bulmaya hem de hayatta kalmaya çalışacaksınız..."



İlanı okuduğumda içimde kalmış bir parça gençlik enerjisini hissettim. Başlama saatine pek vakit kalmamıştı. Acilen havaalanına gidip Moskova'ya bilet aldım.

Aziz Vasil Katedrali'ne ulaştığımda şimdiden 2 saat geciktiğimi farketmiştim. Buradan gidebildim kadar hızlı bir şekilde patikaya girdim. Lanetli orman isminin hakkını verircesine vahşiydi. Buraya daha önce de girmiştim. Girişte verilen haritada yeni bir güzergah belirlenmişti. İlk olarak eski güzergahı kullanmam gerektiğini hissettim. Eski bitişte Kobe Tai'nin güzel bir şekilde tasvir edilmiş heykeli vardı ve bu heykele dokunanlar bir takım aydınlanma yaşıyorlardı. Tam orada bir ses duydum.
"Baba!"
Bu ses... Beni çağırıyordu. Çok tanıdıktı. Bulmam gereken beş grup vardı ve ben bunların sadece üçünü bulabilmiştim. Eğer heykele gidersem başarısız olacaktım. Gitmezsem ise o sesin kime ait olduğunu hiç öğrenemeyecektim. Gerçi bir an bile tereddüt etmedim. Bacaklarım kontrolden çıkmışçasına hızlandı. Vücudumun her yerini parçalayan dikenli sarmaşıkları geçince gördüm.

Heykel yoktu.
Tanıdık bir yüz vardı.
Hatırlamaya çalıştığım bir yüz.
Bu Cathy idi.

30'lu yaşlarında gözüküyordu. Onu en son gördüğüm gibi güzeldi. Beyaz ve uzun bir elbisenin içinde transparan suretiyle gökyüzünde süzülüyor, yaklaşmamı söylüyordu.
Gözlerimden istemsizce akan yaşları silerken erken farkedememiştim ama ona attığım her adımda gittikçe kayboluyordu. Ve tam ona dokunacak iken geriye hiçbir şey kalmamıştı. Artık dayanamamanın verdiği acıyla dizlerimin üstüne çöktüğümde yerde ondan kalan tek şeyi gördüm. Bu bir Kobe Tai Tılsımıydı.

Aklım karışmıştı. Lanet tanrılar benimle taşak mı geçiyordu? Gördüğüm gerçekten Cathy miydi? Oynanan bir oyun bile olsa herşeyini kaybetmiş bir adam elindeki en küçük şansı kaçırmaz.

Tılsımı taktığımda zihnimde bir yer belirdi. Bir mezarlık... Cathy buradaydı. Tekrar cisimlenmiş bedeniyle karanlıkta tabutunu yumruklayıp dışarı çıkmaya çalışıyordu. Burası çok uzaktı ve zamanında yetişme şansım yoktu.
"Seni tekrar kaybedemem Cathy!"
Kendimi hiç olmadığı kadar çok dua ederken buldum. Eğer bir işe yarayacaksa onların pis ayaklarını öpmeye razıydım.
"Yeter ki onu benden almayın."
Ellerim göğsümdeki tılsıma gittiğimde bir çift güzel el beni mezarın yanına taşıdı. Çaresizlik ve umut duygularının karmaşası içinde ellerim kanarcasına mezarı kazmaya başladım. Yerin yedi değil yetmiş kat altı bile olsa, iki elim değil iki yüz elim bile parçalansa umrunda değildi. 
Sonunda...
Ellili yaşlarında bir kadın korkmuş bir yüz ifadesi ile bana bakıyordu. Tereddütsüz...

Hoş geldin Kediciğim.